Prof.Dr. Kamil GÜNGÖR

Prof.Dr. Kamil GÜNGÖR

Devlet ve Ekonomi

Son birkaç yüz yıldır üzerine sıcak savaşların yaşandığı, soğuk savaş döneminde dünyayı diken üstünde tutan ve aslında bir türlü de karar verilemeyen bir sorudur; devletin iktisadi hayattaki yerinin ne olması gerektiği... Her ne varsa devlete ait olması gerektiğini savunan da (sosyalizm-komünizm), devletin varlığını dahi tehdit olarak gören de (anarşizm-libertarianizm)[1] skala içerisindedir.

Geçmişi her ne kadar Amerika’nın keşfine kadar götürülebilecek olsa da, esasen 18. Yüzyılın son çeyreğinde kurumsallaştığı kabul edilen ekonomi bilimi (kapitalizm), yaklaşık bir yüz yıl kadar sonra çok ciddi bir meydan okuma ile karşı karşıya kalmıştır. Marks bir yandan sömürgecilik merkezli kölelik, bir yandan da regülasyona (devlet düzenlemeleri) tabi olmayan çalışma koşulları nedeniyle, sessiz çoğunluğun (proletarya) örgütlenip sermaye kesiminin (burjuva) canına okuyacağı kehanetinde bulunmuştur. Sermaye kesiminin canına pek okunmamıştır ama, düşünceleri insanlığı neredeyse bir yüz yıl esir almıştır. Sembol tarih Sovyetler Birliği dönemi olsa da, pik noktası İkinci Dünya Savaşı sonrasıdır (soğuk savaş).

Devlet ve ekonomi... Öteden beri ilgimi çekmiştir. Çocukken düşünmüşlüğüm olduğunu hatırlıyorum; hangi hizmetleri devlet yapmalı ki acaba diye... Meğer ne çok düşünen varmış... Ama konunun esasen doktora sürecinde dikkatimi celbettiğini söyleyebilirim. Doktora tezim de bağlantılı bir konu[2] ile ilgili olunca, iktisadi düşünce okullarını yakın plana alma ihtiyacı doğdu.[3] Ders süreci içerisinde de bu büyük sorunun verilebilmiş bir cevabı yoktu. Doktora çalışmamı yaparken müracaat ettiğim “Keynezyen İktisat Yıkılırken” adlı kitabının önsözünde Vural Fuat Savaş[4] bu konuda şunları söylemektedir: “...bu satırların yazarı şu anda “makro iktisat” ve “iktisat politikası” okutmakta ve öğrencilerine mevcut makro teorilerden hangisinin daha güvenilir olduğunu söyleyememektedir.”

Geçmişte devletten beklenen temel görev ‘güvenliği’ sağlaması ile sınırlı iken, bahsettiğimiz süreçteki gelişmeler devleti ‘müdahaleye’ zorlamıştır. Bu müdahale bir yanıyla yasal-kurumsal, bir yanıyla ‘fiili’dir. Nitekim devletler hiçbir dönemde kişisel mal varlığına bugünkü kadar müdahale etmemiştir (vergi). Ama yine devlet hiçbir zaman insan hayatını bu kadar kolaylaştırıcı olmamıştır. Eğitimden sağlığa, sokak lambalarından, park bahçelere... insan hayatına dokunan her şeyde devletin, dolayısıyla verginin kolaylaştırıcı rolü unutulmamalıdır.

Bugün devletin insan hayatının bu kadar içerisinde olması genel kabul görmüş ‘sosyal’ devlet ilkesiyle doğrudan ilgilidir. Refah devleti[5] de denir. Öyle ki; sosyal devlet ‘iktidarları’ bile belirlemektedir. Son sıcak örnek EYT idi malum... Dolayısıyla bir yanıyla da istismara açıktır. İktidar olmak isteyenler ya da iktidardan düşmek istemeyenler hak etmeyenlere ‘emeklilik’ vermeyi vaad ederek bu istismarın bir yanını oluştururken, diğer taraf da 40’lı yaşlarda ‘milletin sırtına nasıl yük olurum’un hesabını yapmaktadır. Bu haliyle ‘sürdürülebilir’ değildir maalesef...

‘Her şey kendisinden beklenen anlayış’ (komünizm) bu yüzden tarihin tozlu sayfaları arasındaki yerini almıştır. Kişiler bugünden olduğu gibi geleceklerinden de emin olmak istemekte haklılar belki... Bunun bir sonucu olarak sosyal devlet ilkesi ‘makul’ gözükse de; ‘çalışabilir’ durumda olanların sisteme (emeklilik) girmesi şimdi değilse de ileriki bir zamanda ‘her şeyi kendisi yapmaya kalkan anlayış’ın akıbeti ile yüz yüze gelebilir.

Yine kapitalizm içerisinde gelişen bir düşünce (Public choice-kamu tercihi teorisi) kamusal kaynakların siyasetçiler tarafından istismar edilmemesi için mali kaynaklar üzerindeki yetkilerinin sınırlandırılması gerektiği üzerine yoğunlaşmaktadır. Ama üzerinde durulması gereken asıl konu henüz düşünce dünyalarında etkili bir yer edinememiştir; insan modeli... Sonraki yazımızda da bu konuya temas edelim inşaallah...


[1] Liberalizmden farklıdır

[2] Vergi indirimleri politikası

[3] Merak edenler için “İktisadin Tarihine Kısa Bir Bakış ve Merkantilizmden Günümüze İktisadi Düşünceler” adı altında özetini de geçtim. İnternetten ulaşılabilir.

[4] Eski Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş’la karıştırılmamalı.

[5] https://www.researchgate.net/publication/294823584_REFAH_DEVLETI

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum
  • Mustafa çamlıca / 14 Temmuz 2024 08:08

    Selam toplumu bilinçlendirmek için bilgilerini insanlara aktaranlara geleceği güzelleştirmek için edebi gücünü en güzel şekilde kullananlara olsun.
    selam insanlık için yeni ufuklar yeni fikirler yeni yöntemler gösterip yaşamı daha güzelleştirmek için çaba harcayanlara olsun.
    Üzerinde günlerce değil aylarca konuşulması gereken bir konuya girmişsin hocam yüzlerce binlerce profesörün bu konu üzerine düşündüğünü düşüncelerini kitaplaştırdığını ve düşünmeye devam ettiğine inanıyorum
    Aslında bütün mesele yöneticilerin bu Bilge kardeşlerimizin hocalarımızın bilgilerinden ne kadar faydalanmak ta oldukları ülkelerin hatta dünyanın geleceğ i insanların gelecekteki huzuru biraz da buna bağlı
    Sizler yazma ya anlatmaya açıklamaya yol yöntem göstermeye devam ettikçe gelecek güzel olacak insanlık için Ümit her daim var olacak
    Allah yardımcınız olsun

    Yanıtla (0) (0)
  • Mehmet Çevik / 12 Temmuz 2024 12:41

    Hak edilmemiş erken emeklilik yerine "hakları geriye dönük işletilen kanunla ellerinden alınmış çalışan kesim" daha doğru bir tanım olmaz mı? Ayrıca iktidar tarafı "Vermesek seçim zora girecekti." diyerek yapılanı hem eleştirmekte hem savunmakta. Ben de şunu soruyorum: İşi bu noktaya çalışan kesim mi getirdi?

    Yanıtla (0) (0)
  • Kamil Güngör / 13 Temmuz 2024 15:10

    Kıymetli Hocam, kimin sebep olduğunun bir önemi yok. Yazıda öncelikle siyaset kurumu olmak üzere iki yan da eleştirilmekte dikkat ederseniz. Çalışan kesimi bu noktaya siyaset kurumu getirdi; hep birlikte... Ama çalışmaya başlarken hiç kimse 'ben 25 değil de 35 sene olursa çalışmaya başlamam demiyor. Bu haliyle emeklilik de problem zaten. Sık sık da kriz olarak yansıması bunun göstergesi...

    Yanıtla (0) (0)
  • Mustafa Muzaffer / 08 Temmuz 2024 13:37

    ????

    Yanıtla (0) (0)