Muhammed Ali USLU

Muhammed Ali USLU

MESCİD-İ AKSA’NIN MÜMİNLER İÇİN ÖNEMİ VE KUDÜS’ÜN PEYGAMBERLER TARİHİ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

“Ve hani bir zaman İbrâhîm, İsmâîl ile berâber Beyt'in (Kâ'be'nin) temellerini yükseltiyordu. (Ve şöyle duâ ediyorlardı:) “Ey Rabbimiz! (Yaptığımızı) bizden kabûl buyur! Şübhe yok ki Semî' (her duâyı işiten), Alîm (herşeyi bilen) ancak sensin!”

“Rabbimiz! Bizi, sana teslîm olan kimseler eyle ve neslimizden sana teslîm olan bir ümmet (çıkar)! Bize, (râzı olacağın) kulluk usûllerimizi göster ve tevbelerimizi kabûl buyur! Şübhesiz ki Tevvâb (tevbeleri çok kabûl eden), Rahîm (merhameti bol olan) ancak sensin!”
“Rabbimiz! Onlara (neslimize) de içlerinden bir peygamber gönder ki, kendilerine senin âyetlerini okusun ve kendilerine Kitâb'ı ve hikmeti (Kitabdaki hükümleri) öğretsin ve onları (günahlardan) temizlesin! Muhakkak ki Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Hakîm (her işi hikmetli olan) ancak sensin!” (Bakınız: Bakara-129)

 

Hz.İbrahim (aleyhisselam) rivayetlere göre milattan yaklaşık 2000 yıl önce Şanlı Urfa’nın Harran ilçesi yakınlarında dünyaya teşrif buyurmuştur. Çevresindeki insanlar putperest oldukları halde o çocukken bile putlara tapmamıştır. Yine bir gün kavminin taptığı putları birisi hariç hepsini kendi eliyle parçalamış, baltayı da en büyük puta asıp bu putunuz diğerlerini kırdı, isterseniz ona sorun (Bakınız: Enbiya-63) demiştir. Halkı, ama bu putlar konuşamaz ve hareket edemez deyince Hz.İbrahim (a.s); o zaman konuşamayan, hareket edemeyen ve kendini koruyamayan bu putlara neden tapıyorsunuz demiştir. Halkı ise Hz.İbrahim’i kendini bir tanrı zanneden aciz ve zalim hükümdar Nemrut’a şikayet ederler. Hz.İbrahim (a.s) Nemrut’a, yaşatan ve öldüren Allah’tır der. Nemrut nasihat almaz ve kendisinin de yaşatıp öldürdüğünü söyler.Hatta iki kölesini çağırır birini sebest bırakır birini öldürür sonra da işte yaşatıp öldüren benim der. Halbu ki Nemrut aldığı nefesin bile hakimi değildir lakin kalp gözü kapananlar gerçekleri göremezler. Daha sonra Hz.İbrahim (a.s) Nemrut’a, güneşi doğudan doğuran ve batıdan batıran Allah’tır yapabilirsen  haydi güneşi batıdan doğur der, (Bakınız: Bakara-258) Nemrut kızar ve ibret-i alem olması için Hz.ibrahim’i yakmak için büyük bir ateşe atar. Lakin Allah’ın yardımı ile ateş serin ve selametli bir hal alır ve Hz.İbrahim’e zarar veremez (Bakınız: Enbiya-69). Allahın dostu yani Halilullah lakablı Hz. İbrahim (a.s) sonraki süreçte kendine iman eden insanlarla beraber Harran’dan ayrılır ve günümüz Suriye, Şam, Filistin sınırları çevresinde tebliğ ve irşad faaliyetlerinde bulunur. Nemrut ise burnundan beynine giren bir sinek sonucu şiddetli başağrıları yüzünden dayanamaz hale gelir ve yardımcılarına başını tokmaklatır. Yardımcıları başına tokmakla vura vura kral nemrut öldürülür.

 

Hz. İbrahim (a.s) çok yaşlı olduğu bir sırada Cenab-ı Allah kendisine Hz. Hacer validemizden Hz.İsmail ve Hz.Sare validemizden Hz.İshak olarak iki evlat nasip etmiştir. Bunlardan hanımı Hz.hacer validemiz ile oğlu Hz.İsmail’i yine Cenab-ı Allah’ın emriyle, henüz orda bir tarım arazi, su ve yerleşim yeri olmayan Mekke’ye bırakmış ve Allah’a emanet ettim demiştir (Bakınız: İbrahim 37-38).

Mekke çöllerinde Hz.Hacer validemizin yanında bebek Hz.ismail’in ayağını vurduğu yerde bir su kuyusu (zem zem) çıkması vesilesiyle bu su kaynağı etrafında Mekke şehri kurulmuştur. Hz. İbrahim oğlu İsmail biraz büyüyüp aklı erecek bir çocuk olduğunda kendisini ziyarete gitmiştir. Orada aldığı bir vahiy ile oğlunu Allah’a kurban etmesi kendisine vahyedilmiş (Bakınız: Saffat 102). Hz.İbrahim bunu oğlu İsmail’a anlatmış ve ikisi de bunu kabul etmiştir. Emri yerine getirmek üzere iken artık buna gerek kalmadığı ve kurban olarak bir kurbanlık kesmesi Hz.İbrahim’e vahyedilmiştir. Ve ardından gelecek nesillerin Hz.İbrahim’e selam okuyacağı bildirilmiştir (namazda oturuşta okuduğumuz salavat). Hz.İbrahim Diğer bir sefer Mekke’ye ailesini ziyarete geldiğinde oğlu Hz.İsmail (a.s) ile birlikte Kabe’yi inşa etmesi kendisine vahyedilmiş ve Kabe-i Muazzama’yı beraber inşa etmişlerdir (bir rivayete göre Hz.Adem’in yaptığı temeller üzerine inşa etmişlerdir.)

 

Hz.İbrahim diğer hanımı Sare ve oğlu Hz.İshak ile beraber filistin ve çevresinde yaşamıştır.  Kendisi ile beraber yeğeni Hz.Lut aleyhisselam da kudüse yakın olan Sodom şehrinde peygamberlik vazifesi yapmıştır. Hz.İbrahim (a.s) Yaklaşık 175 yaşında Kudüs’te El-Halil bölgesinde hakkın rahmetine kavuşmuş ve oraya defnedilmiştir.

 

Hz.ibrahimden sonra oğlu Hz.ishak (a.s) da Kudüs ve Şam çevresinde yaşamış ve peygamberlik vazifesini ifa etmiş ve yine Kudüs’te yaklaşık 160 yaşında iken hakkın rahmetine kavuşmuş ve oraya defnedilmiştir.

 

Hz.İshak aleyhisselamın oğlu Hz.Yakub (a.s) da Kudüs ve Kenan bölgesinde yaşamış ve peygamberlik vazifesini ifa etmiştir. Hz.Yakub (a.s)’un lakabı Allah’ın kulu anlamında da İsrail’dir. Hz.Yakub (a.s)’un oğlu Hz.Yusuf (a.s) kıskanç kardeşlerinin kendisine ihaneti ile kuyuya atılmış, kuyudan zindana, zindandan Mısır sarayında hazine bakanlığına gelmiştir. Hz Yusuf (a.s)’dan sonra kardeşleri ve akrabaları olan İsrail Oğulları mısırda yaşamaya başlamışlardır. Hz Yusuf sayesinde yıllarca Mısır’da rahatça yaşayan İsrailoğulları Hz.Yusuf (a.s)’un vefatından sonra mısırda zor zamanlar yaşamaya başlamıştır. Öyle ki Hz.Musa (a.s) zamanına kadar Mısırda köle olarak ağır şartlarda çalıştırılmışlardır. Hz.Musa (a.s)’ya peygamberlik vazifesi gelmesi ile beraber Hz.Musa (a.s) Firavun’a tebliğ etmiş fakat Firavun’un bu tebliği reddetmesi ile Hz.Musa (a.s) kendisine iman eden İsrailoğulları’nı Mısır’dan kurtarmak üzere bir gece (Bakınız: Taha-77) yola çıkmıştır. İsrailoğulları’nın Mısır’dan kurtulmak için kaçtıklarını farkeden Firavun ve askerleri onları takibe koyulmuş ve Kızıldeniz’in kenarında rivayetlere göre Süveyş Bölgesi’nde onlara yetişmiştir. İsrailoğulları Hz.Musa (a.s)’a ihanete hemen o zaman başlamışlar ve demişlerdir ki:

Ey Musa! biz firavunun yanında köle de olsak en azından yaşıyorduk şimdi ise senin yüzünden hepimiz öleceğiz.  Hz.Musa (a.s) Allah’ın izniyle asasını denize uzatmış ve deniz yarılıp (Bakınız: Bakara 50) Hz.Musa (a.s) ve beraberindekiler karşıya geçmiştir. Kendilerini takip eden Firavun ve avaneleri denizde dalgaların üzerine kapanması ile boğulmuş ve böylece bir peygamber mucizesi ile israiloğulları Firavun zulmünden kurtulmuştur. Denizin karşı kıyısına geçince Tih Çölü’nde  İsrailoğulları Hz.Musa (a.s)’ya şikayette bulunmuşlardır:

Ey Musa! Biz firavunun yanında köle de olsak en azından yaşıyorduk şimdi burda hepimiz senin yüzünden açlıktan öleceğiz, demişlerdir. Hz.Musa (a.s)’nın dua etmesiyle mucize olarak İsrailoğulları’na her gün bıldırcın eti ve cennet helvası gibi türlü nimetler ihsan edilmiştir (Bakara-57). Ve Hz.Musa (a.s)’nın asasını taşa vurmasıyla ordan su kaynakları fışkırmıştır (Bakara-60). Bir süre sonra bu halk Hz.Musa (a.s)’ya:

Ey Musa! Her gün aynı yemeği yemekten bıktık Rabbine dua et de bize yerin bitirdiği hıyar ve sarımsak versin demişerdir (Bakara-61). Bir gün bu topluluk ile Filistin’e doğru giderken yolda putlara ve öküze tapan bir kavim görürler ve halkı Hz.Musa (a.s)’ya:

Ey Musa! Sen de bizim için tapacağımız böyle putlar ve ilahlar yap derler(Araf-138). Hz.Musa (a.s) Yahudilere nasihat etmesi sonucu bu görüşlerinden kısmen vaz geçerler. Hz. Musa’nın yanında kardeşi Hz.Harun (a.s) da peygamberlik vazifesi ile kendisine yardımcı olmaktadır.  Bir süre sonra Hz.Musa (a.s) Tur Dağına Cenab ı Allah’tan vahiy almaya gidince onun yokluğunda Yahudiler altından bir öküz yapar ve ona taparlar (Araf-148). Hz Musa (a.s) döndüğünde halkının öküze taptığını görünce halkına ve buna mani olamayan Hz.Harun (a.s) kızar (Araf-150). Daha sonra kendisine Kudüs şehrini Cenab-ı Allah’ın vadettiğini ve eğer ordaki zalim insanlarla cihad ederlerse galip geleceklerini bildirir ve onları cihada davet eder. Lakin Yahudiler Hz.Musa (a.s)’ya:

Ey Musa! Orda güçlü ve zorba insanlar var sen ve rabbin gidin savaşın biz burda oturacağız derler (Maide 24) ve artık Cenab ı Allah bu hain kavmi lanetler ve 40 yıl boyunca Tih Çöl’ünde perişan bir şekilde dolaşıp dururlar.Hz.Musa (a.s)’ya da bu fasıklar için üzülmemesi vahyedilir. (Maide 25-26)

 

(Not 1: Allah’ın bir kavme nimet vermesi her zaman razı olduğu anlamına gelmez, bazen böyle şımarık ve nankör kafirlerin küfrünü arttırır ve onlar iyi bir cezaya müstehak olur, aleme ibret olurlar.

 

Not 2: Cihad emri gelince Yahudiler Hz.Musa’ya sen ve Rabbin gidip savaşın demesine bedel, Bedir’de Hz.Muhammed (s.a.v)’e cihad emri gelince sahabelerine bildirir ve sahabeler : “ya Rasulallah biz seninle beraberiz. Seni peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederiz ki, bize denizi göstersen ve ona dalsan seninle beraber bizde dalarız.” demişlerdir. İşte sahabe farkı! )

 

Bu süreç içerisinde Hz.Musa (a.s)’ya Tevrat indirilir ve Hz.Musa ile Hz.Harun aleyhisselamlar genç nesli eğitip teblip ve irşatta bulunurlar.

Hz.Musa (a.s) 120 yaşında vefat etmiş ve Kudüs civarında defnedilmiştir.

 

(Not 3: Yahudiler, diğer insanları küçük görmesi ve kendini üstün görmesi gibi inançları itibariyle sapkın bir inanç olduğu için, tahrif edilmiş Yahudilik’in bu sapkın görüşlerine inanan günümüz Yahudileri ve özellikle Siyonistler de lanetlenmiş olan kendi dedeleri ile aynı görüş ve anlayıştadır. İsrail’deki günümüz yahudileri ve Siyonistleri de, vaktinde uğruna cihad etmedikleri ve Hz.Musa’yı yalnız bıraktıkları toprakların bugün de kendilerinin hakkı olduğunu iddia etmektedir. Lakin bilmelidirler ki kutsal topraklar böyle korkak, iki yüzlü ve hainlere değil dindar müminlere vaad edilmiştir.)

 

Hz .Musa aleyhisselam’dan sonra çöllerde yaşayan Yahudiler bir çok seferler çevre kavimler tarafından (Amalika) saldırıya uğrar, perişan düşer, bir çok esirler verirler. Hatta bir seferinde Hz.Musa ve Hz.Harun’dan kalma emanetlerin bulunduğu bir sandık, kendilerine saldıran kavimlerin eline geçer. O sırada Yahudilerin başındaki peygamber ( İşmoil a.s) Yahudilere Talut isminde dindar ve kabiliyetli bir kişiyi komutan olarak atar. Lakin Yahudiler Talut’un komutanlığına razı gelmezler, onun zengin olmadığını ve soylu bir aileden gelmediğini düşünürler. Kendilerini komutanlığa daha layık görürler (Bakara-246). Hatta kendi peygamberlerine itiraz ederler ve Talut’un komutanlığını kabul etmek için peygamberden bir delil isterler. Peygamberleri İşmoil (a.s) da delil olarak Hz.Musa ve Hz.Harun’nun emanetlerinin bulunduğu sandığı meleklerin kendilerine getireceğini bildirir (Bakara-248) ve aynı şekilde kutsal tabut kendilerine getirilir ve bu Yahudiler, Talut’un komutanlığını istemeden kabul ederler.

Talut, Hz.Musa ve diğer peygamberlerinin kendilerine emrettiği ve vaad ettiği zalimlerle cihadı yerine getirmek için bir ordu toplar. Ordusuna rivayetlere göre 80.000 kişi katılır. O ordunun içinde genç yaşta olan ve henüz kendisine peygamberlik vazifesi verilmemiş olan Hz.Davud (a.s) da bulunmaktadır. Talut bu ordusu ile birlikte Kudüs topraklarına doğru cihada çıkar. Talut, yolda bir nehir olduğunu ve Allah’ın onları bu nehir ile imtihan edeceğini, ne kadar susasalar bile bu nehirden su içmemelerini, içenlerin de ancak bir avuç ile yetinmesini bildirir. (Bakara-248). Lakin 80.000 kişilik ordudan sadece yaklaşık 4.000 i komutanların sözünü dinler, diğerleri kana kana su içerler ve ağırlaşınca bu şişkinlik ve maddi - manevi halsizlik neticesinde savaşa gelemeyeceklerini Talut’a bildirirler. Talut kalan askerlerle sefere devam ederken bu sefer kalan askerler de sayılarının azaldığını bahane ederek ordudan ayrılırlar. Nihayetinde Talut’un ordusunda 313 korkusuz kahraman kalır. Bu sayı Bedir’in Aslanları, Bedir’deki sahabelerin sayısı ile tevafuk etmektedir (Hadis, Buhârî, Megâzî, 6).

 

En sonunda Talut’un inançlı ve fedakar ordusu ile zalim ve güçlü Calut’un orduları karşı karşıya gelince sayılar arasında büyük farklar olduğu görülür. Talut’un ordusundaki kahramanlar “Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sabit kıl ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım eyle!” (Bakara-250) diye dua ederler. Ordular karşı karşıya gelince Hz.Davud, Calut ile teke tek savaşmak istediğini bildirir. Calut’un bunu kabul etmesi ile Hz.Davud ile Calut iki ordunun önünde karşı karşıya gelir. Calut’un üzerinde tüm vücudunu kaplayan zırhları vardır, Hz.Davud’un elinde ise taş atmak için sapanı vardır. Hz.Davut attığı sapan taşı ile Calut’u kafasından vurur ve sonra yere düşen Calut’un kılıcını alıp onun kafir kafasını keser. Calut’un ordusu baş komutanlarının gözleri önünde böyle öldürüldüğünü görünce kargaşaya düşerler ve dağılırlar. Talut’un ordusu Calut’un ordusunu dağıtır ve böylece fetih, sayıları az da olsa bu kahramanların gayretiyle, Allah’ın yardımıyla gerçekleşmiş olur. “Nice az (sayıdaki)topluluk, (daha) çok (sayıdaki) cemâate Allah'ın izniyle galib gelmiştir!” Allah, sabredenlerle berâberdir.(Bakara-249)

 

(Not 4: Günümüzde de Filistin’li gençler, Siyonistlerin tanklarına sapan taşı atarlar. Bu kahramanlarda bu özellik sanki dedeleri Hz.Davud’dan miras kalmış gibidir.

“Yokuşlar kaybolur çıkarız düze

Kavuşuruz sonu gelmez gündüze

Sapan taşların yanında füze

Başka alemlerle farkımız bizim

 

Gideriz nur yolun izinde gideriz

Taş bağırda sular dizde gideriz

Bir gün akşam olur bizde gideriz

Kalır dudaklarda şarkımız bizim.” Necip Fazıl Kısakürek)

 

Kudüs şehrinin fethedilmesi sonucu bir müddet sonra Talut ölür ve yerine hükümdar olarak Hz.Davud (a.s) geçer. Hz.Davud’a peygamberliğin de verilmesiyle Hz.Davud (a.s) İsrailoğulları’ndaki ilk hükümdar-peygamber olmuştur.Hz.Davud aldığı vahiy ile Kudüs’te şükür ve ibadet amaçlı mübarek bir mescit inşa etmeye karar verir. Bu mübarek mescid, Mescid-i Aksa’dır. Hz.Davud (a.s) Mescid-i Aksa’nın inşasına başlar, temellerini atar lakin mescit bitmeden vefat eder ve rahmeti Rahman’a kavuşur. Hz.Davud’tan sonra oğlu Hz.Süleyman (a.s) İsrailoğulları’nın başına geçer. Hz.Süleyman babasının temellerini attığı mesciti tamamlar ve böylece Mescid-i Aksa 7 yılda tamamlanmış olur. Yine Hükümdar-Peygamber olan Hz Süleyman ve müminler uzun yıllar bu mescitte dua ve ibadet ederler. Hz.Süleyman’dan sonra İsrailoğullarına tebliğe gelen nice peygamberler de bu mescitte ibadet ve duada bulunurlar. Ve ne yazık ki Yahudiler kendilerine tebliğe gelen nice peygamberleri de bu Mescid i Aksa ve çevresinde şehit ederler..

 

Yahudilere gönderilen son peygamberlerden olan Hz.Zekiryya (a.s) ve yaşlılığında kendisine nasip olan çocuğu Hz.Yahya (a.s) da Mescid-i Aksa’da ibadet eden peygamberlerdendir. Yine Hz.Zekeriya (a.s)’nın yeğeni ve İmran kızı Hz.Meryem de kendisinin ve ailesinin isteği üzerine Mescid-i Aksa’da kendisine tahsis edilen bir odada yaşar. Burda Hz.Meryem validemiz tüm gün ibadet ve dua ile meşgul olur, kendisine gökten nimetler ihsan edilir (Al-i İmran 37). Hz.Meryem validemize bir mucize ile babasız olarak Hz.İsa (a.s) evlat olarak nasip edilir. Hz.İsa daha bebekken konuşur ve Allah’ın mucizelerini anlatır. Buna rağmen Yahudiler Hz.Meryem’e iftira atarlar ve Hz.İsa’nın peygamberliğini bekledikleri ve anladıkları halde iman etmezler. Hz.İsa (a.s) peygamberlik vazifesini Mescid-i Aksa ve Kudüs-Şam çevresinde ifa eder. Hz.İsa’ya da çok az kişi (12 kişi olduğu rivayet edilir) iman eder. Böylelikle Hz.İbrahim (a.s)’den ta Hz.İsa (a.s)’ya kadar onlarca peygamber doğrudan doğruya mübarek Kudüs ve Mescid-i Aksa’da dua ve ibadette bulunurlar. Ve hemen hemen hepsine Yahudiler isyan ve ihanette bulunurlar…

 

Alemlere rahmet son peygamber Hz.Muhammed aleyhi salatu vesselam efendimiz Medine’de yaklaşık 1.5 yıl boyunca namaz kılarken kıble olarak Mescid-i Aksa’ya yönelmiş ve öyle namaz kılmıştır. Yine miraca Mekke’den değil, Kudüs’ten Mescid-i Aksa’dan yükselir (isra-1). Hz.Muhammed aleyhi salatu vesselam efendimiz Mescid-i Aksa’da kendinden önceki tüm peygamberlere manevi alemde namaz kıldırıp onlara ve onların şahsında onların ümmetlerine de önderlik yapar. O peygamberlerin ve onların ümmetlerinin de peygamberi olarak, gelmiş geçmiş tüm insanlığın temsilcisi olarak Cenab ı Allah’ın katına Mescid Aksa’dan yükselir (Bineğini Burak Duvarı’na bırakıp, şimdiki Kubbe-tüs Sahra yerinden yükseldiği rivayet edilir).

 

Mesciti aksa ve çevresinin mübarek olduğu kuranda şöyle ifade edilir:

 

“Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye, kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescid-i Harâm (Kabe)'dan, etrâfını-çevresini mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya (İsrâ -gece yürüyüşü- ile) götüren Allah, her türlü noksanlıktan münezzehtir. Şübhesiz ki Semî'(herşeyi işiten), Basîr (hakkıyla gören), ancak O'dur. (İsra-1)

 

Ayrıca Maide Suresi 21. Ayette  Mescid-i Aksa ve çevresi için “mukaddes topraklar”, Yunus Suresi 93.ayette iyi, güzel bir yer diye geçmektedir.

 

Peygamber Efendimiz (s.a.v)’ in hadisi şerifiyle sabittir ki Mescid-i Aksa, Mekke’deki Kabe ve Medine’deki Mescid-i Nebi’den sonra yeryüzündeki en faziletli mescittir.

 

“(İbadet maksadıyla) şu üç mescide yolculuk yapınız: Mescid-i Haram, Mescid-i Nebî ve Mescid-i Aksa…” (Buhari, Mescidü Mekke 1, 6)

 

” Kim umre yapmak için ihrama Beyt-i Makdis’den başlarsa günahları bağışlanır...”  (Hadis, İbn Mace, Terğib, c.3/ s.5.)

 

"Allah, Ariş ile Fırat arasını mübarek bereketli kılmış ve özellikle Filistin'i mukaddes kılmıştır."

(Hadis, Müslim, İman, 282)

 

 “ Peygamber (sav) Efendimize Hz. Meymune (ra): “Ey Allah’ın Resulü! Bize Mescid-i Aksa hakkında hükmün ne olduğunu bildirir misiniz?” diye sorar: Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyurdular: “Oraya gidin ve içerisinde namaz kılın.” Hadisin ravisi dedi ki, “O zaman orası Müslüman olmayanların hâkimiyeti altındaydı”. Peygamber (sav) Efendimiz sözlerine şöyle devam etti: “Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamazsanız kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin.”  (Yani, destek olun demektir.) (Hadis, Ebu Davut, K. Salat,14.)

 

“Bir adamın kendi evinde kıldığı namaza bir namaz sevabı verilir. Oturduğu beldenin sakinlerinin devam ettikleri camide kıldığı namaz yirmi beş kat sevap verilir. Cuma namazının kılındığı camide kıldığı namaza beş yüz kat sevap verilir. Mescid-i Aksa’da kıldığı namaza elli bin kat sevap verilir. Benim Mescidimde kıldığı namaza elli bin kat sevap verilir. Mescid-i Haram’da kıldığı namaza ise yüz bin kat sevap verilir.”

 

(Hadis, İbn Mace, İkametu’s-Selah, 5/ 198. Ahmet b.Hanbel,2/ 16, 68.)

 

Peygamber efendimiz (a.s.m)’in vefatından sonra miladi 637 yılında Hz.Ömer (radiallahu anh)’in halifeliği zamanında Bizans’ın elinde olan Mescid-i Aksa ve Kudüs, çoğunluğu Arap kahraman sahabeler tarafından fethedilir. Fetihten sonra halife Hz.Ömer Kudüs’e gelir ve şehrin anahtarını Kudüs baş papazından’dan teslim alır. Hz.Ömer Mescidi aksa bölgesi içinde şimdiki kubbetus sahra yerinde sahabelerle şükür namazı kılar ve daha sonra mescid i aksanın duvarlarına bitişik olarak, şimdiki Kıble Mescidi yanında bir mescid inşa eder. Ardından hemen Kudüs’te imar ve ihya faaliyetleri başlar. Böylelikle Kudüs’ün idaresi Müslümanlara geçer. Müslümanların idaresinde Kudüs’te emniyet ve huzur dönemi başlar. 637 tarihinden itibaren Kudüs ve Mescid-i Aksa müminlerin idaresi altına girer.

Yıllar sonra müminlerin dünyevileşmesi ve İslam Alemi’nin zayıflamasıyla 15 Temmuz 1099 yılında Avrupa Birliği’nin kurduğu 600.000 kişilik Haçlı ordusu, 1.Haçlı Seferi ile Kudüs’ü işgal eder (Not 5: 15 temmuz 2016’da da Türkiye’yi işgal etmek istediler ama inşallah biz de bir 15 Temmuz günü veya daha hayırlı bir günde Kudüs’ü fethederiz). Haçlılar zafer çılgınlığı ile binlerce asker ve sivil demeden, çoluk çocuk, kadın yaşlı herkesi sarhoşça kılıçtan geçirir ve tekrar Kudüs’te zulüm ve kargaşa dönemine başlar. Ta ki Şarkın en sevgili sultanı lakablı  Selahaddin Eyyubi hz.leri tarafından tekrar fethedilip idaresi Müslümanların eline geçene kadar..

Selahaddin Eyyubi Irak’ın Bağdat ili kuzeyindeki Tikrit kasabasında Kürt kökenli bir ailede dünyaya gelir. Kendisi medrese eğitmi almış bir dini ilimler muallimidir. Selahattin Eyyubi, Musul’da dönemin Selçuklu valisi olan, Oğuzların Avşar boyundan alim ve vali Nurettin Zengi’nin dikkatini çeker. Nurettin Zengi Selahattin Eyyubi’yi askeri ve stratejik alanda yetiştirmek için saraya davet eder ve Selahattin Eyyubi sarayda savaş ve strateji eğitimi görür.  Daha sonra Mısır’ı işgal etmiş bulunan haçlılara karşı kendi ordusu ile savaşıp mısırda 1171 yılında Eyyubi devletini kurar.

Selahaddin Eyyubi çocukluğundan beri hayalini kurduğu Kudüs’in fethi için 1187 yılında Kudüs’teki haçlılarla cihad eder ve mübarek Kudus’ü yani Harem-i Şerif’i küffarın işgalinden kurtarır.

Selahaddin Eyyubi kudüsü fethedince haçlılar 88 yıl önce kendilerinin yaptığı gibi hepsinin kılıçtan geçirileceğini beklerken, Selahattin Eyyubi hz. savaşa katılanlar, taşkınlık çıkaranlar ve bozgunculuk yapanlar haricinde kimseye zarar vermez, teslim olanlara da iyi davranır ve Kudus’ün idaresini yine Müslümanlar eline alır. Kudüs ü Şerif tekrar layık olduğu hürmet ve edeple Müslümanların idaresinde emniyet ve huzur şehrine döner..

 

Kudüs şehri 1258 yılındaki Bağdat’ın Moğol hükümdarı Hülagü Han tarafından zalimce işgaline kadar emniyet içerisinde idare edilirken, Bağdat’ın düşüşünden sonra tüm İslam alemi gibi Kudüs te zor yıllar geçirir. Sarsıntılı ve kargaşa içerisinde, dönemsel saldırılara maruz kalan Kudüs şehri 1516 yıllında Osmanlı devleti padişahı Kahraman sultan Yavuz Sultan Selim Han hazretleri tarafından tekrar fethedilir ve Osmanlı Devletinin yıkılışına kadar emniyet, huzur ve ibadet şehri olmaya devam eder.

Osmanlı devletinin zayıf düştüğü son zamanlarda Siyonist Yahudilerin Kudüs’ten ve Filistin’den tenekeler dolusu altınlar karşılığında arsa alma talebine karşı II.Abdulhamid Han hazretleri, kan dökülerek alınan mübarek beldeleri altın ile satmayız, üstelik bizim devletimiz yıkılırsa siz oraları zaten para ödemeden alırsınız diyerek hain Siyonist heyeti huzurundan kovar.

 

1.Dünya Savaşı’nda münafıkların komiteler halinde içeriden, küffarın ise devletler halinde dışarıdan dört koldan İslam Halifeliğinin merkezi olan Osmanlı devletine saldırıları başlar. Osmanlı devletini Irak cephesinde Bağdat çevresindeki Kut’ul Amare’de 1916 yılında Halil Kut Paşa komutasında, İngilizleri bozguna uğratır ve 12 generalleri ile beraber o cephedeki tüm İngiliz ordusunu esir alır.

Yine Mekke-Medine’nin bulunduğu Hicaz Cephesinde, Çöl Kaplanı Lakaplı Fahrettin Paşa ve ordusu mübarek beldeleri İngiliz saldırılarına karşı müdafaa eder. Merkezi yönetimden lojistik desteğin gelememesi ile günlerce aç susuz kalıp çöl çekirgeleri ile beslenip binlerce şehit vermekle beraber, kahraman Fahrettin paşa Mekke ve Medine’yi muhafaza eder.

Filistin cephesinde ise 1917 yılında Kudüs düşer ve İngilizler Kudüs’ü taşıyla toprağıyla beraber alt üst ederler. Kudüs’lü halkı ağır işkence ve hakaretlerle öldürürler.

Kudüs, 1917 yılları ile 1948 yılına kadar İngilizlerin kontrolünde kalır. Siyonistler Avrupa ve tüm dünyadaki Yahudileri Filistin’e göç ettirmek istemektedirler lakin Siyonist olmayan bir kısım Yahuduler Filistin’e gitmek ve kurulu düzenlerini bozmak istemezler. Bu Yahudiler Hitler’in eliyle II.Dünya savaşında işkencelerle öldürülür ve II.Dünya savaşının hemen ardından 1948 yılında israil’e göç eden Siyonist Yahudiler tarafından sözde İsrail devleti kurulur.

Kudüs ve Mescid’i Aksa 1917 den 2021 yılına kadar 104 yıldır yine kan ve gözyaşı ile emniyet ve huzurun olmadığı bir şehre dönüştürülmüştür. Bugün sadece Filistinlilerin değil tüm İslam aleminin ve tarihteki tüm müminlerin kutsal beldesi olan Kudüs ve Harem-i Şerifimiz olan Mescid-i Aksa mağdur ve mahzundur.

Nazlı bir gelin misali Mescid-i Aksa, Harem-i Şerif’ine el uzatan bu korkak ve hainlere karşı, “değmesin mabedimin göğsüne na-mahrem eli” diyecek kahramanlarını bekliyor.. Talut’un ordusu gibi imtihanları geçecek, Hz.Davud gibi zalimlerin üstüne yürüyecek, sevgisini gösterecek, bedelini ödeyecek mertleri bekliyor Kudüs!

Kudüs, müminlere karşı merhametli kafirlere karşı şiddetli (Fetih-29) olan ve Allah için sevecek, Allah için vuracak ince ruhlu cesur kahramanlarını bekliyor.

Hayırlısıyla bizi de o mübarek zümreye dahil eyle Ya Rabbi… Amin.

 

“Ellerin yurdunda çiçek açarken

Bizim İllere kar geliyor gardaşım.

Bu hududu kimler çizmiş gönlüme?

Dar geliyor, dar geliyor gardaşım.

 

Üç aylık bebekler tutuldu taşa

Düşmanlar geriden eyler temaşa

Yaratan böylesin vermesin başa

Zor geliyor, zor geliyor gardaşım.”

Abdurrahim Karakoç

 

Unutmayalım ki Mescid-i Aksa yalnız Filistinli Müslümanların değil tüm müminlerin davasıdır. Mescid-i aksa iki yüzlü ve korkak, hain Siyonistlere değil, inançlı fedakar Müslümanlara vaad olunmuş mübarek beldedir…

Mescid i Aksa:

Hz.Davud’un temeli,

Hz.Süleyman’ın Mescidi,

Hz.Zekeriyya’nın imamlığı,

Hz.Yahya’nın müjdesi,

Hz.Meryem’in hücresi,

Hz.isa’nın beşiği,

Hz.Muhammed Musrfa (s.a.v)‘nın miracı,

Hz Ömer fethi,

Hz.Selahaddin’in rüyası,

Hz.Yavuz’un sevdası,

Hz.Abdulhamid Han’ın davası,

günümüz Müslümanlarının ise imtihanıdır Kudüs !!!

 

Ya Rab! Sefer bizden zafer sendendir. Nefsimize ve düşmanlarımıza karşı, inayetinin keskin kılıcıyla bize yardım et.. Amin.

 

“Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik;

Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!” (Yahya Kemal Beyatlı)

 

Yaşasın Mekke! Yaşasın Medine! Yaşasın Kudüs! Yaşasın İstanbul! Yaşasın ittihad-ı İslam!

 

“Gâfil ne bilir neş’ve-i pür-şevk-i vegāyı

Meydân-ı celâdetteki envâr-ı sefâyı

Merdân-ı gazâ aşk ile tekbirler alınca

Titretti yine rû-yı zemin arş-ı semâyı

Allâh yoluna cenk edelim şân alalım şân

Kur’ân’da zafer va‘d ediyor Hazret-i Yezdân” (Ahmed Muhtar Paşa)

 

(Gafil ne bilir neşeyi, sevinci?

Cihad meydanındaki neşeyi..

Mücahidler aşk ile tekbirler alınca,

Titretir yeri ve göğü.

Allâh yoluna cenk edelim şân alalım şân!

Kur’ân’da zafer vaad ediyor Hazret-i Yezdân (Allah).)

Ya Rabbi. Yine bir peygamber müjfesi fetih sembolü olan Ayasofya’yı açmayı bize nasip ettiğin gibi, şükür tekbirleri ve salavatlarla Küdüs’ümüzü ve Mescid-i Aksa’mızı da bize ihsan eyle… Amin…

Ehi ente hurrun . (Kardeşim! Sen Özgürsün)…

El ardu lena vel Kudsü lena! (Küdüs te yer yüzü de müminlerindir!)

Ya Rabbi! Müslümanların ahir zamanda dirilişinin meşalesini ve İttihad’ı İslam’ı Kudüs ile Kudüs hürmetine bize nasip et… Amin..

 

“Kalbimizde bir yaradır Mescidi Aksa !

Ne olurdu bir gün kanımız senin için aksa.

Mürekkepler siyah nur ile senin manalarını yazsa.

Müminler hep bereber avlunda rükûda bulunsa.

Bu mescid artık rıza ile yüzümüze baksa.

           

Kudüs bizi çağırıyor mazlum edasıyla

Namertlerin na-mahrem elini kırmak duasıyla

Geleceğiz kalbimizdeki putları kırınca ey Kudüs,

Bir gece ansızın, cefasıyla, sefasıyla, peygamberlerin duasıyla…

 

Muhammed Ali USLU

 

Gergin uykulardan, kör gecelerden

Bir sabah gelecek, kardan aydınlık

Sonra düğüm düğüm bilmecelerden

Bir sabah gelecek, kardan aydınlık

            Abdurrahim Karakoç

 

“Alnı öpülesiler her biri bir dağ gibi

Düşseler vurulup da kanlarıyla boğacak

Zulmün soğuk sesini

Ey şehid ey şehid”

            Abdulbaki Kömür

 “"Yüzer milyon başların feda oldukları bir kudsî hakikate başımız dahi feda olsun. Dünyayı başımıza ateş yapsanız, hakikat-i Kur’âniyeye feda olan başlar, zındıkaya teslim-i silâh etmeyecek ve vazife-i kudsiyesinden vazgeçmeyecekler inşaallah!"”

Bediüzzaman Said Nursi

                                   

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum